Eco’dan bu tarafa doğru bir aşık sorgulaması
I think of the postmodern attitude as that of a man who loves a very cultivated woman and knows he cannot say to her, ‘I love you madly,’ because he knows that she knows (and that she knows that he knows) that these words have already been written by Barbara Cartland. Still, there is a solution. He can say, ‘As Barbara Cartland would put it, I love you madly.’ At this point, having avoided false innocence, having said clearly that it is no longer possible to speak innocently, he will nevertheless have said what he wanted to say to the woman: that he loves her, but he loves her in an age of lost innocence.- Umberto Eco
Yaklaşık yarım saattir bu söz üzerindeyim, anlamadığımdan değil. Eco’nun öyle ardıl anlamlar barındıran sözlerinden biri de değil. Cümlenin defalarca üzerinden geçmemin sebebi; bu haklı ifadeden bir ders çıkarma çabası muhtemelen. An itibariyle aşık olduğum da yok, sadece Eco’nun adamıyla derin bir empati kurdum nedense. Tamamen yanılıyor da olabilirim tabii ki. :)
İlk başta, yine modernizme serzenişte bir kurgu olduğunu düşünmüştüm Eco’nun aklındakinin. Minimalistleşen, imâlardan ve teşbihlerden arınarak yüzeyselleşen ifadelerin yavanlığının adamın karın ağrısı olduğunu düşünmüştüm. Zira bu karın ağrısını da çekmişliğim vardı. Sonra cümlenin sonundaki “Yitik masumiyet çağı” deyimi yanıldığımı farkettirdi. Ondan karıştı zaten kafam; başladım düşünmeye.
Yitik masumiyet çağından çağından kalma bir tutkuyu, o ana kadar söylenmemiş, büyülü sözlere dökmek de aslında yine o yiten çağlara has bir arzuyken;
yitik masumiyet çağında bu büyülü söz en masum haliyle söylenmiş, hatta yazıya dahi dökülmüşken;
yine o çağlara ait bir duyguyla, aşkını alıntılanmış bir sözle dile getirmeyi kendine yediremezken; adam ne yapmalı ki?
Bir sahne var aklımda; esas oğlan, esas kızın gözlerine bakıyor; Eco’nun adamı gibi düşüncelerle ve esas kız şöyle diyor; “Biliyorum…”. Öylesine anlaşılmış hissetmiştim ki filmi izlerken. Eco’nun kurgusuna bağlayacak olursak; o filmden sonra hiç bir kadın artık adama “Biliyorum…” da diyemeyecek mi acaba. :) Hem, en nihayetinde; Eco’nun tavsiyesi de bizi yine çıkmaza sokmuyor mu zaten; bir yitik masumiyet çağında sevmek de Eco bu deyimi kullandıktan sonra artık söylenmez duruma düşmedi mi? Eco tüm insanlığı bu duruma düşürerek, bir postmodern olarak zaten görevini yerine getiriyor ve çelişik bir durumda bırakıyor meseleyi. Onun taşlarını kuyudan çıkarmaya çalışarak saatlerini geçirmek de benim gibi kafası karışıklara düşüyor. Sonuç olarak da taşı kuyudan çıkaramayıp 1 saatin sonunda pes ediliyor. Varsa taşı çıkarmaya yardım etmek isteyen; ben buralardayım daha bir kaç gün.
Eco’ya kafamı daha da karıştırdığı için ve bunca içinde bulunduğum karışıklığı anlatabilecek kadar çelişik bir ifade kurabildiği için teşekkür ederim.
